“Lale Devri mi?”, Osmanlı tarihinin en bilinen kavramlarından birini sorguluyor ve 1718–1730 döneminin gerçekten “Lale Devri” olarak adlandırılıp adlandırılamayacağını yeni araştırmalar ışığında yeniden tartışmaya açıyor.
VakıfBank Kültür Yayınları’ndan çıkan “Lale Devri mi?” okurlarla buluştu. Prof. Dr. Selim Karahasanoğlu’nun editörlüğünü yaptığı kitabın bölümlerinin ilki 2015 yılında Sakarya’da, ikincisi 2018’de Tiran’da, üçüncüsü ise 7–9 Eylül 2022 tarihlerinde İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde gerçekleştirilen III. Uluslararası Osmanlı Araştırmaları Kongresi’ne sunulan tebliğler temel alınarak, bir çalıştay kapsamında hazırlandı.
1718–1730 yılları arasındaki dönemin kültürel, siyasi ve toplumsal boyutlarını ele alan makalelerden oluşan bu derleme, Ahmed Refik ve onu izleyen tarihçilerin söz konusu dönemi bir “edebî dönem icadı” olarak kurguladıklarını ortaya koymayı amaçlıyor. “Lale Devri mi?” kitabı lalenin simgesel gölgesinde kalan bu zaman dilimini yeni araştırmalar ışığında yeniden tanımlamayı ve anlamlandırmayı hedefliyor.
Kitapta Selim Karahasanoğlu, “Lale Devri” kavramının tarih yazımındaki dönüşümünü ele alırken; Tülay Artan dönemin entelektüel dünyasını Paris sefiri Yirmisekiz Mehmed Çelebi üzerinden inceliyor. Mehmet Yılmaz Akbulut ise 1718–1730 yıllarını bir “sefahat çağı” olarak değil, Avrupa güç dengeleriyle bağlantılı önemli bir diplomatik kırılma dönemi olarak yorumluyor.
Tuğba Kara ve Şaduman Tuncer’in çalışmaları ise bostanlar, mesireler ve saray çevresindeki gündelik hayat üzerinden dönemin abartılı anlatılarını sorguluyor. Ayrıca Ahmed Refik’in kendi tezini yıllar içinde nasıl yumuşattığını gösteren yazıları ve Wilhelm Heinz’ın Türkçede ilk kez yayımlanan 1967 tarihli makalesi de kitapta yer alıyor.
Milkyway